İran'a yönelik ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı operasyonlar, Tahran'da yeni bir dönemin kapısını araladı. İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ölümüyle tetiklenen bu saldırılar, rejimin geleceğine dair karmaşık senaryoları gündeme getirirken, bölgede de tansiyonu yükseltiyor. Olası geçiş rejimleri ve İran'ın stratejik misillemeleri, önümüzdeki süreçte küresel dengeleri derinden etkileyebilir.
İran'a Yönelik Destansı Operasyon: Yeni Bir Stratejik Dönem Başlıyor mu?
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı operasyonlar, 28 Şubat tarihinde "Destansı Öfke Operasyonu" ve "Kükreyen Aslan Operasyonu" adıyla duyuruldu. Bu entegre stratejik çerçeve, sadece İran'ın askeri altyapısını hedef almakla kalmayıp, rejimin davranış kalıplarını ve bölgesel hegemonya iddialarını dönüştürmeyi amaçlıyor. Operasyonlar, Haziran 2025'teki 12 günlük çatışmaların devamı olarak nitelendiriliyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın operasyonun başlangıcını duyuran video açıklaması, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana süregelen ABD-İran ilişkilerindeki gerilimi ve bu gerilimin tarihsel kökenlerini hatırlatıyor. Trump'ın bu hamlesinin, İsrail'in güvenliğinin ABD ulusal çıkarlarının önüne geçtiği yönündeki eleştirilere karşı bir yanıt olduğu da yorumlanıyor.
Hamaney Sonrası İran: Rejim Devam mı, Dönüşüm mü?
İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in hedef alınması, sadece sembolik bir lider tasfiyesi değil, aynı zamanda İran'ın karar alma mekanizmasının zirvesine yönelik bir operasyon olarak görülüyor. Ancak, İran rejiminin kişi eksenli bir yapıdan çok daha kurumsallaşmış olduğu biliniyor. Haziran 2025 çatışmaları sırasında Hamaney'in kamuoyundan uzak kaldığı günler, liderlik boşluğunun pratik risklerini gözler önüne sermiş ve İran Yüksek Milli Güvenlik Konseyi bünyesinde Ulusal Savunma Konseyi'nin kurulmasına yol açmıştı. Bu reform, kriz yönetimini tekil lidere bağımlılıktan kurtararak daha kurumsal bir çerçeveye taşıdı. Hamaney'in ölümü sonrasında dahi askeri reflekslerin kesintisiz devam etmesi, bu ön hazırlığın bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Hamaney Sonrası Üç Olası Senaryo
İran Anayasası'na göre liderlik boşluğunda devreye giren Geçici Liderlik Konseyi, 1 Mart itibarıyla görevine başladı. Kalıcı liderin seçimi ise Uzmanlar Meclisi'nin sorumluluğunda. Hamaney sonrası İran'da rejimin geleceğine dair üç ana senaryo öne çıkıyor:
- Güvenlik Kurumlarının Öncülüğünde Sert Geçiş Rejimi: Bu senaryoda, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), rejimi koruma altına alarak daha otoriter bir yapı tesis edebilir. Bu model, iç muhalefeti baskılayıcı bir yaklaşımı benimseyebilir ancak elitler arası rekabeti tetikleyerek rejim içi çatışmaları derinleştirebilir. Ocak 2026'daki protesto dalgasının sert bastırılması, ülkedeki kutuplaşmayı artırdığı için bu olasılık riskli görülüyor.
- Milli Ordu Merkezli Beka Odaklı Ara Rejim: Düzenli ordu öncülüğünde bir geçiş, rejimin beka kaygılarını merkeze alarak ulusal güvenlik odaklı bir yönetim modeli oluşturabilir. Bu, DMO'nun ideolojik baskınlığına karşı bir denge unsuru olabilir ancak etnik ve bölgesel gerilimleri yönetmekte yetersiz kalırsa, merkez-çevre ayrışmasını şiddetlendirebilir.
- Rehberlik Makamını Koruyan Kontrollü Dönüşüm: Ali Laricani ve Hasan Ruhani gibi figürlerin öne çıktığı bu senaryo, Velayet-i Fakih sistemini koruyarak sistemi güncelleyen bir yaklaşım benimseyebilir. Bu model, ekonomik reformlar ve dış ilişkilerde esneklik vadederken, savaş ortamında gerçekleşme olasılığı düşük bulunuyor ve muhafazakar elitlerin direnişiyle karşılaşabilir.
Bu senaryolar, rejimin kökleşmiş yapısı nedeniyle radikal bir çöküş yerine, elitler arası güç paylaşımını öngörüyor. Trump'ın kaotik bir boşluk yerine kontrollü geçişe razı olan pragmatik yaklaşımının, ABD'nin rejim değişikliğinden ziyade davranış değişikliği yaratabilecek üçüncü senaryoya daha sıcak bakmasını olası kıldığı belirtiliyor. Bu noktada, İsrail'in İran'da mutlak bir rejim değişikliği hedeflemesiyle ABD ile arasında bir ayrışma potansiyeli bulunuyor.
İran'ın Körfez Odaklı Misillemeleri: Krizin Bölgeselleşmesi
Saldırıların ardından İran'ın misillemeleri İsrail, ABD üsleri ve Körfez ülkelerini kapsayacak şekilde genişletildi. İran, İsrail ve ABD ile uzun süreli ve simetrik bir savaş sürdürebilecek imkanlara sahip olmasa da, Körfez hattı hem daha kırılgan hem de küresel sistemle doğrudan bağlantılı bir baskı alanı sunuyor. Enerji arzı güvenliği, deniz ticaret yolları ve finansal merkezlerin yoğunlaştığı bu coğrafyada yaşanacak sınırlı bir istikrarsızlık bile dünya ekonomisi üzerinde hızlı ve hissedilir etkiler yaratıyor. Tahran, askeri zafer üretmek yerine krizin maliyetini bölgeselleştirerek Körfez monarşilerinin Washington üzerindeki diplomatik baskı kapasitesini artırmayı hedefliyor. İran'ın temel beklentisi, özellikle enerji piyasalarına yönelik risk algısının yükselmesiyle birlikte ABD'nin daha itidalli bir çizgiye çekilmesi.
Körfez'deki Şii Nüfus ve Çin'in Rolü
Bu krizin kritik bir boyutu da Körfez ülkeleri içindeki Şii nüfusun potansiyel siyasi ve toplumsal mobilizasyonu. İran, sürecin uzaması halinde yalnızca silahlı vekil aktörler üzerinden değil, Körfez ülkelerindeki toplumsal kırılganlıklar üzerinden de baskı üretmeye yönelebilir. İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, BAE ve Bahreyn'in 2020'de İsrail'le normalleşme sürecine girmelerinin onları İran tehdidinden otomatik olarak korumadığı gerçeğini ortaya koydu. Ayrıca, 2023'te Çin'in arabuluculuğunda İran ile Suudi Arabistan arasında sağlanan uzlaşının bu kriz ortamında fiilen işlevsiz kaldığı da gözlemleniyor.
Operasyonların Amacı: Rejim Dönüşümü mü, Davranış Değişikliği mi?
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı operasyonlar, klasik caydırıcılığın ötesinde bir rejim dönüşümü stratejisi olarak konumlanıyor. Hamaney'in ölümü bu stratejinin zirvesi olsa da, İran'ın kurumsal hazırlıkları ve olası senaryolar, kısa vadeli bir çöküş yerine kontrollü bir geçişe işaret ediyor. Buna karşılık, İran'ın Körfez odaklı misillemeleri, krizin ağırlık merkezini enerji güvenliği ve monarşik istikrar eksenine kaydırıyor. Önümüzdeki dönemde belirleyici unsur, bu dolaylı baskının ABD'yi diplomatik bir çıkışa mı yoksa uzun soluklu bir yıpratma savaşına mı sürükleyeceği olacak.