Hindistan ve İsrail arasındaki ilişkiler, Filistin'e verilen açık destekten savunma ve güvenlik alanlarında stratejik ortaklığa doğru çarpıcı bir evrim geçirdi. Bu değişim, Hindistan'daki iç siyasi dinamikler, küresel dengeler ve ulusal çıkarların yeniden tanımlanmasıyla şekillendi. Hindistan, 1947'den bu yana süregelen tutumunu değiştirerek, İsrail ile savunma, ekonomi ve güvenlik alanlarında görülmemiş seviyede bir işbirliğine imza attı. Bu stratejik yakınlaşma, Hindistan'ın geleneksel Filistin yanlısı duruşunu geride bırakmasının yanı sıra, küresel siyasetin karmaşık ağındaki yerini de yeniden tanımlıyor.
Filistin Desteğinden Stratejik Ortaklığa: Hindistan-İsrail İlişkilerinin Dönüşüm Hikayesi
Hindistan ile İsrail arasındaki diplomatik ve stratejik ilişkiler, kuruluşlarından bu yana geçen on yıllar içinde köklü bir dönüşüm yaşadı. Bir zamanlar Filistin davasının ateşli bir destekçisi olarak bilinen Hindistan, günümüzde savunma, güvenlik ve ekonomi gibi kritik alanlarda İsrail’in yakın bir stratejik ortağı konumuna yükseldi. Bu ani bir değişimden ziyade, ülkenin iç siyasetindeki değişimler, Soğuk Savaş sonrası küresel dengelerdeki kaymalar ve ulusal çıkarları yeniden önceliklendiren siyasi liderliğin yükselişi gibi çok katmanlı faktörlerin bir araya gelmesiyle şekillenen uzun soluklu bir sürecin sonucu olarak ortaya çıktı.
İlk Temaslar: Temkinli Tanıma ve Filistin Desteği (1947-1992)
Hindistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1947 yılından 1992 yılına kadar olan dönemde, Yeni Delhi’nin İsrail ile olan ilişkileri oldukça temkinli bir çizgide ilerledi. Başbakan Cevahirlal Nehru'nun liderliğindeki Hindistan, bu dönemde Arap dünyasına ve Filistin meselesine daha yakın bir duruş sergiledi. 1947'de Filistin'in bölünmesi planına karşı çıkan ve 1949'da İsrail'in Birleşmiş Milletler üyeliğine karşı oy kullanan Hindistan, 1950'de İsrail'i resmen tanısa da, ilişkileri minimum düzeyde tuttu. Tel Aviv ile büyükelçilik düzeyinde bir temas yerine, yalnızca Mumbai'de bir konsolosluk açılmasına izin verildi. Bu süreçte Hindistan, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile ilişkilerini güçlendirdi; 1980'de Indira Gandhi döneminde FKÖ'yü resmen tanıdı ve 1988'de Filistin devletini tanıyan ülkeler arasında yer aldı. Bu politika, Hindistan'ın Bağlantısızlar Hareketi içindeki konumu ve Pakistan ile olan rekabeti göz önüne alındığında, Arap ülkelerinin desteğini kaybetmeme stratejisinin bir parçasıydı. Bu dönemde Hindistan'ın Sovyet kampına yakınlığı, İsrail'in ise Batı blokunda yer alması, iki ülke arasındaki siyasi mesafeyi belirginleştiriyordu. Buna rağmen, özellikle istihbarat alanında temaslar ve 1970'lerde Pakistan'ın nükleer programına yönelik gizli işbirlikleri gerçekleştiği biliniyor.
Normalleşme Süreci: Diplomatik İlişkiler ve Stratejik Temellerin Atılması (1992-2014)
1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması, Hindistan dış politikasında önemli bir dönüm noktası oldu. Bu yeni küresel tablo içerisinde, Başbakan Narasimha Rao liderliğindeki Hindistan, 29 Ocak 1992'de İsrail ile tam diplomatik ilişki kurdu ve iki başkentte karşılıklı büyükelçilikler açıldı. Bu adım, Madrid Barış Konferansı ile aynı döneme denk gelerek, Hindistan'ın Filistin'den tamamen uzaklaştığı izlenimini vermeden diplomatik bir denge kurmasını sağladı. Madrid Konferansı'nın ardından ilişkilerde hızlı bir ivme yaşandı. Özellikle askeri işbirliği belirgin şekilde genişledi ve ticaret hacmi 1990'ların sonunda 1 milyar doların üzerine çıktı. Bu dönemde havacılık, radar sistemleri ve hava savunma gibi alanlarda önemli silah anlaşmaları imzalandı. Tarım, su yönetimi ve ileri teknoloji alanlarında da işbirliği gelişti. 2003 yılında İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un Hindistan'a gerçekleştirdiği tarihi ziyaret, savunma ortaklığını daha da pekiştirdi. Bu ziyaret, Hindistan'daki bazı çevrelerce protesto edilse de, iki ülke arasındaki stratejik yakınlaşma hız kesmeden devam etti. Bu dönemde erken uyarı uçakları, füze sistemleri, radar teknolojileri ve insansız hava araçları gibi alanlarda büyük silah anlaşmaları imzalandı. Hindistan, bu süreçte resmi söyleminde iki devletli çözümü desteklemeye devam etti ve uluslararası platformlarda İsrail'in bazı politikalarını eleştirmeyi sürdürdü.
Modi Dönemi: Açık Stratejik Ortaklık ve İlişkilerin Derinleşmesi (2014-Günümüz)
Narendra Modi'nin 2014'te Hindistan'da iktidara gelmesiyle birlikte, Hindistan-İsrail ilişkileri daha açık ve güçlü bir stratejik ortaklığa evrildi. Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi'nin (BJP) yükselişiyle paralel ilerleyen bu yeni siyasi yaklaşım, Hindistan'ın Filistin yanlısı tarihsel mirasına daha az bağlı ve daha pragmatik bir çizgi benimsedi. 2017'de Modi'nin İsrail'i ziyaret eden ilk Hindistan başbakanı olması ve Netanyahu'nun 2018'deki Hindistan ziyareti, bu stratejik ortaklığı resmen pekiştirdi. Bu dönemde Hindistan, İsrail silahlarının en büyük ithalatçısı haline geldi. Yıllık yaklaşık 1 milyar dolar değerinde silah alımı gerçekleştiği belirtiliyor; bu anlaşmalar arasında Barak-8 hava savunma sistemi, Heron tipi insansız hava araçları ve gelişmiş radar sistemleri gibi kalemler yer aldı. Terörle mücadele alanında ortak komiteler kurulması, eğitim programlarının ve istihbarat paylaşımının genişletilmesi, iki ülkenin güvenlik tehditlerine yönelik benzer bakış açılarının işbirliğini daha da güçlendirdiğini gösteriyor. Silah ticareti hariç tutulduğunda, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023 yılında 10 milyar doları aştı. İşbirliği özellikle ileri teknoloji, siber güvenlik, tarım, su yönetimi ve uzay alanlarında yoğunlaştı. Buna ek olarak, İsrail'e Hintli işçilerin gönderilmesini kapsayan anlaşmalar da imzalandı.
Gazze Savaşı ve Hindistan'ın Tutumu: Pragmatizmin Yeni Yüzü
7 Ekim 2023'te yaşanan Aksa Tufanı operasyonunun ardından Hindistan, İsrail'e destek verdi ve İsrail'in yürüttüğü savaşı meşru müdafaa olarak tanımladı. Başbakan Modi, İsrail ile dayanışma içinde olduklarını açıkça ifade ederken, Birleşmiş Milletler'de İsrail'i kınayan veya derhal ateşkes çağrısı yapan bazı karar tasarılarında çekimser kaldı. Bu tutum, Hindistan'ın geçmişteki pozisyonlarına kıyasla belirgin bir değişim olarak değerlendirildi. Buna rağmen Hindistan, resmi olarak iki devletli çözümü desteklediğini açıklamaya devam etti ve Mayıs 2024'te Filistin'e Birleşmiş Milletler'de ek ayrıcalıklar verilmesi yönünde oy kullandı. Bu durum, Hindistan'ın hem uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme çabası hem de İsrail ile stratejik ilişkisini sürdürme arasındaki hassas dengeyi gözettiğini ortaya koyuyor.
Pakistan Faktörü: Ortak Güvenlik Algısı ve İttifakın Güçlenmesi
İsrail'in Pakistan ile yaşadığı gerilimlerde Hindistan'a açık destek vermesi, iki ülke arasındaki stratejik ittifakın güçlenmesinde önemli bir rol oynadı. Özellikle Keşmir meselesinde Hindistan'ın yanında yer alan İsrail, 1999 Kargil savaşı sırasında Hindistan'a askeri destek sağladı. Aynı zamanda Cammu ve Keşmir'deki saldırılar karşısında Hindistan'ın kendini savunma hakkını desteklediğini defalarca açıkladı. Bu ortak güvenlik tehditleri algısı, Hindistan ve İsrail arasındaki stratejik bağları daha da derinleştirdi.
Hindistan-İsrail İlişkileri Neden Değişti? Üç Temel Dinamik
Hindistan ile İsrail arasındaki ilişkilerin bu denli derin bir dönüşüm geçirmesi, birkaç temel faktörle açıklanabilir. Akademisyen Prof. Dr. Mahjoob Zweiri'ye göre, bu dönüşümün arkasında yatan üç ana dinamik şunlardır:
-
Arap-İsrail Çatışmasına Bakışın Değişmesi: Çatışma artık sadece Filistin meselesi olarak değil, aynı zamanda İsrail'in bölgeye entegrasyonu meselesi olarak görülüyor. Hindistan'ın desteklediği İbrahim Anlaşmaları da bu yaklaşımın bir parçası oldu. Hindistan, bu çerçevede ABD yönetimiyle olan ilişkilerinde ekonomik ve siyasi kazanımlar elde etmeyi hedefledi. Bu durum, Netanyahu'nun Filistin meselesini ikinci plana iterek İsrail'in bölgesel entegrasyonunu güçlendirme stratejisiyle örtüşüyor. Bu politika, Hindistan'ın dış ilişkilerinde, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle olan bağlarında da dikkate alındı.
-
Hindistan'daki İç Siyasi Değişim: Başbakan Narendra Modi hükümetinin yükselişi, Hindistan'ın Filistin meselesine bakışını yeniden şekillendirdi. Siyasi elitler artık Filistin meselesine geçmişteki gibi merkezi bir önem atfetmiyor. Ülkedeki ekonomik dönüşümler ve milliyetçi siyasi söylemler, Filistin meselesinin dış politikadaki önceliğini azalttı. Buna rağmen, Hindistan'da hala Filistin meselesini destekleyen akademik ve kültürel çevreler bulunmakla birlikte, bu seslerin etkisi geçmişe kıyasla daha sınırlı kalıyor.
-
Hindistan-Çin Rekabeti Bağlamında İsrail Faktörü: İsrail-Çin ilişkilerinin gerginleşmesi ve Çin'in Filistin meselesindeki pozisyonu, İsrail'i ABD ve Hindistan'a daha yakınlaştırdı. Hindistan ise İsrail ile olan ortaklığı, ileri teknolojiye erişim için önemli bir fırsat olarak görüyor. Özellikle siber güvenlik ve askeri teknolojiler alanındaki işbirliği, Hindistan'ın stratejik kapasitesini artırıyor. Öte yandan İsrail, Hindistan ile işbirliği yaparak teknolojik gelişimini Batı'nın bazı kısıtlamalarından bağımsız şekilde ilerletebiliyor. Bu karşılıklı stratejik çıkarlar, iki ülkeyi birbirine daha da yaklaştırıyor.