Arama
Son Dakika Tokat Gündem İran-ABD Cenevre'de masada, gerilim savaş kapıda!

İran-ABD Cenevre'de masada, gerilim savaş kapıda!

Haber Merkezi
Haber Merkezi Editör
Yayınlanma
Güncellenme
İran-ABD Cenevre'de masada, gerilim savaş kapıda!

İran ile ABD arasındaki nükleer müzakerelerin üçüncü turu Cenevre'de kritik bir öneme sahip. Umman'ın arabuluculuğunda gerçekleşen görüşmeler, Orta Doğu'da olası bir askeri harekat öncesindeki son diplomatik umut olarak görülüyor. ABD'nin bölgedeki devasa askeri yığınağı dikkat çekerken, taraflar arasındaki taleplerdeki büyük farklar anlaşmayı zorlaştırıyor.

Cenevre'de Nefesler Tutuldu: İran-ABD Görüşmeleri Savaşın Eşiğini mi Belirliyor?

Dünya nefesini tutmuş Cenevre'den gelecek haberleri bekliyor. Umman'ın başarılı arabuluculuğuyla bu kez üçüncü kez dolaylı olarak masaya oturan Amerika Birleşik Devletleri ve İran, nükleer programları ekseninde hayati görüşmeler gerçekleştiriyor. Bu görüşmeler, sadece diplomatik bir çıkmazı çözme potansiyeli taşımakla kalmıyor, aynı zamanda 2003 Irak işgalinden bu yana Orta Doğu'da benzeri görülmemiş büyüklükte bir askeri harekatın önüne geçebilecek son umut olarak görülüyor. Amerika Birleşik Devletleri, bölgeye gönderdiği iki uçak gemisi grubu, 150'den fazla savaş ve destek uçağı ile gelişmiş füze savunma ve iletişim sistemleriyle, son yirmi yılın en büyük hava ve deniz gücü takviyesini tamamlamış durumda. Bu durum, görüşmelerin sadece diplomatik değil, aynı zamanda askeri bir gerilim hattında ilerlediğini açıkça ortaya koyuyor.

Trump'ın Süresi Daralıyor: Kapsamlı Anlaşma Mı, Yoksa Çatışma Kaçınılmaz Mı?

Başkan Donald Trump'ın İran'a bir anlaşmaya varması için verdiği açık 10 ila 15 günlük süre tüm gözleri Cenevre'ye çevirmiş durumda. Ancak iki süper güç arasındaki uçurum hala devasa boyutlarda. Washington yönetimi, İran'dan nükleer zenginleştirmenin tamamen durdurulmasını, balistik füze programının sınırlandırılmasını ve Washington ile Tel Aviv'in "bölgedeki vekilleri" olarak tanımladığı Hamas, Hizbullah ve Yemen'deki Husilere verilen desteğin kesilmesini talep ediyor. Bu taleplerin tamamı, İran'ın egemenlik haklarına ve bölgesel stratejilerine yönelik doğrudan bir müdahale olarak görülüyor. Buna karşılık Tahran yönetimi ise, barışçıl nükleer enerji hakkı konusunda taviz vermeyeceğini vurgularken, kendi kararlarında bağımsız olduklarını savunduğu gruplara veya füze programına yönelik herhangi bir müzakereyi kesin bir dille reddediyor. Bu keskin duruşlar, Cenevre'de kapsamlı bir atılımın gerçekleşme ihtimalini oldukça düşürüyor. Asıl kritik soru ise, küresel yankıları olacak bir askeri çatışmadan kaçınmak için kısmi bir formül bulunup bulunamayacağı.

Cenevre'ye Giden Yol: İsrail'in Darbesi ve Devrim Muhafızları Hedefinde

Bu karmaşık krizin kökleri, Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük kanlı çatışmaya dayanıyor. İsrail'in "Yükselen Aslan" operasyonuyla İran'ın Natanz, Fordo ve İsfahan'daki nükleer tesisleri, füze sahaları ve askeri noktaları hedef alması, tansiyonu zirveye çıkarmıştı. Bu saldırılara Amerikan B-2 hayalet uçakları ve seyir füzeleriyle katılan Amerika Birleşik Devletleri, "Gece Yarısı Çekici" operasyonuyla doğrudan çatışmaya dahil olmuştu. Dokuz gün süren çatışmaların ardından ilan edilen ateşkesin ardından Pentagon, İran'ın nükleer programının sadece kısmen zarar gördüğünü ve gerilemenin yaklaşık iki yıl olduğunu tahmin ediyordu. Ancak en çarpıcı nokta, Natanz'daki tahkim edilmiş tesislerin sağlam kalması ve yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum stokunun saldırılardan önce taşınmış olmasıydı. Bu savaş, daha önce devam eden diplomatik süreci tamamen yerle bir etmişti. Nisan 2025'ten bu yana Umman arabuluculuğunda dolaylı müzakere turları yapılıyordu; ancak İsrail saldırısı sonrası altıncı tur iptal edilmiş, İran müzakereleri askıya almış ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini durdurmuştu.

İç Protestolar ve Askeri Müdahale: Rejimin Kırılganlığı Ortaya Çıkıyor

İran'da siyasi tansiyon sadece dış dinamiklerle sınırlı kalmadı. 28 Aralık 2025'te, para birimindeki değer kaybı ve yüksek enflasyon nedeniyle İslam Devrimi'nden bu yana görülen en büyük protesto dalgası patlak verdi. Tahran'dan tüm eyaletlere yayılan eylemlerde, halkın talepleri rejim değişikliğine kadar uzanıyordu. Yetkililer bu protestolara sert müdahaleyle karşılık verirken, Batılı medya ve insan hakları kaynaklarına göre binlerce İranlı hayatını kaybetti. Bu iç karışıklıklar, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın İran'a müdahale tehdidinde bulunmasına, Avrupa Birliği'nin Devrim Muhafızları'nı terör örgütü olarak listelemesine ve ABD'nin bölgeye bir uçak gemisi göndermesine yol açtı. Protestoların bastırılmış olması, rejimin içsel kırılganlığını ortaya serdi ve Washington'u, İran'ın bu zayıflığından yararlanarak ona kalıcı şartlar dayatma stratejisi izlemeye teşvik etti.

Masada Ne Var? Egemenlik Hakkı ve Denetim Arasındaki Hassas Denge

Cenevre müzakerelerinin yeniden başlamasıyla birlikte Amerika Birleşik Devletleri, İran topraklarında nükleer zenginleştirme işlemlerinin tamamen durdurulması konusunda ısrarını sürdürüyor. İran ise bu durumu bir egemenlik hakkı olarak görüyor ve tesislerini tasfiye etmeyi reddediyor. Ancak Tahran, UAEA tarafından uygulanacak güçlendirilmiş bir denetimi tartışmaya açık olduğunu belirtiyor. İran'ın Cenevre'de sunduğu belge, köklü bir değişiklik içermiyor; zenginleştirmeden ödün vermeden sadece denetimlerin artırılması teklif ediliyor. Tahran, masada sadece nükleer dosyanın olduğunu vurgulayarak yaptırımların kaldırılmasını talep ediyor. Görüşmeler dolaylı yoldan sürerken, taraflar arasındaki uçurumun ancak köklü tavizlerle kapatılabilecek olması, kapsamlı bir anlaşmaya varma ihtimalini oldukça düşürüyor. En gerçekçi senaryo, faaliyetlerin dondurulması karşılığında yaptırımların kısmen kaldırılacağı geçici bir anlaşma olarak görülse de, bu bile şu an için pek olası görünmüyor.

Tehdit Altındaki Müzakereler: Askeri Yığınak ve Operasyon Hazırlığı

Washington, 150'den fazla en son model uçağı ve devasa deniz kuvvetlerini bölgeye sevk etmiş durumda. Bu yığınağa ilk kez İsrail'de doğrudan bir Amerikan askeri varlığı da dahil edilmiş durumda. Raporlar, kuvvetlerin Mart ayı ortasına kadar operasyona hazır olacağını ve bunun 2003'ten bu yana bölgedeki en büyük Amerikan askeri tahkimatı olduğunu teyit ediyor. Amerika'nın bu askeri yığınak stratejisi iki temel amaca hizmet ediyor: Hem gerçek bir diplomatik baskı kurmak hem de fiili bir askeri operasyona hazırlıklı olmak. Bu durum Başkan Trump'a, sınırlı saldırılardan geniş çaplı bir harekata kadar çok sayıda seçenek sunuyor. Trump'ın danışmanlarından aktarılan raporlar, askeri müdahale olasılığının %90'a ulaştığını belirtiyor. Ancak askeri liderler, İran'a karşı hızlı veya garantili bir zafer elde etmenin zorluğuna dikkat çekiyor.

Rejim Değişikliği: İmkânlar ve Büyük Riskler

Raporlar, diplomatik baskı veya sınırlı saldırıların başarısız olması durumunda Başkan Trump'ın operasyonları rejimi devirmeyi kapsayacak şekilde genişletmeyi düşündüğünü bildiriyor. İsrailli subaylar, geniş kapsamlı bir Amerikan saldırısıyla İran rejimini iki hafta içinde devirmenin mümkün olduğunu ve saldırıların içeriden bir rejim değişikliği için uygun ortamı hazırlayabileceğini iddia ediyor. Ancak bağımsız analistler, İran'ın tepkisinin çok sert olacağı ve Orta Doğu'daki tüm Amerikan üslerini hedef alabileceği, bunun da geniş çaplı bir bölgesel çatışmayı tetikleyeceği konusunda uyarıyor. Ayrıca İran, hayati tesislerini yerin altında güçlendirmiş durumda ve rejimi devirmek için tek başına hava gücünün yeterli görülmediği belirtiliyor. Çalışmalar, özellikle Tahran'ın Washington'a olan güveninin sarsıldığı bir ortamda, nükleer yayılmayı sınırlamanın en güvenilir yolunun diplomatik anlaşma olduğunu gösteriyor.

Bölgesel ve Uluslararası Tutumlar: Kilit Oyuncular ve Endişeler

İsrail, kesin çözümü desteklese de rejimi daha güçlü bırakacak sınırlı operasyonlardan çekiniyor. Suudi Arabistan ise çatışmanın büyümesinden endişe ederek diplomatik bir çözüme meylediyor. Raporlar, saldırıların sınırlı hedeflerle kısıtlı kalması durumunda Hizbullah'ın müdahale etmeyeceğine işaret ediyor. Öte yandan Rusya ve Çin, Amerikan askeri yığınağını kınarken, olası bir iktidar boşluğu durumunda İran'ın parçalanma riski ve nükleer maddelerin güvenliği konusunda uyarılarda bulunuyor.

Enerji Piyasaları Sarsılıyor: Hürmüz Boğazı Endişesi

Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının gerçekleştiği Hürmüz Boğazı'nın kapatılma endişeleriyle petrol fiyatları varil başına 70 dolara yükselmiş durumda. İran daha önce de müzakere turlarından biri sırasında boğazı geçici olarak kapatmıştı. Bu durum, bölgede yaşanacak herhangi bir çatışmanın küresel enerji piyasaları üzerindeki yıkıcı etkisinin ne kadar büyük olacağını gözler önüne seriyor.

Alternatif Yollar ve Nihai Karar: Savaş Mı, Barış Mı?

Cenevre müzakerelerinin muhtemelen kapsamlı bir nükleer anlaşma ile sonuçlanmayacağı öngörülüyor. Uçurumlar derin ve iç siyasi baskılar şiddetli. Askeri olmayan en gerçekçi senaryo, füze ve vekiller dosyasının ertelenmesi karşılığında zenginleştirmenin dondurulması ve yaptırımların kısmen kaldırılmasını içeren sınırlı bir anlaşma. Ancak bu seçenek, İsrail ve İran'daki sertlik yanlılarının şiddetli muhalefetiyle karşı karşıya. Trump, güç gösterisi yapmak amacıyla sınırlı saldırılara başvurup ardından daha güçlü bir konumdan müzakerelere dönebilir; ancak bu senaryo da İsrail tarafından riskli bulunuyor. Cenevre'de bir anlaşma sağlanamaz veya nihai bir çöküş yaşanmazsa, ağır yaptırımlar ve karşılıklı tehditlerle mevcut düğüm hali, siyasi bedeli kabul etmesi şartıyla kesin bir tırmanma olmaksızın sürebilir. Ancak arka kapı kanallarıyla Umman Sultanlığı, Uluslararası Ajans ve Kushner'in katılımıyla, her iki tarafın da itibarını koruyacak teknik bir uzlaşmaya varılması da bir ihtimal olarak masada duruyor.

Asıl kritik soru şudur: Herhangi bir kısmi formül, askeri harekatı Mart ayı ortasından sonrasına erteleyecek diplomatik bir ivme yaratabilir mi? Veriler, Amerika'nın askeri tahkimatının sadece bir gösteri değil, ciddi bir hazırlık olduğunu gösteriyor. Savaş veya barış kararının nihayetinde Başkan Trump'ın siyasi ve istihbari değerlendirmelerine ve İran'ın Cenevre'deki tepkisine bağlı kalacağını gösteriyor. Rejim değişikliği senaryosu, Washington ve Tel Aviv'deki bazı çevreler için cazip olsa da, hava gücünün tek başına bu hedefi gerçekleştirmesi nadir görülen bir durumdur ve bu nedenle şüpheyle karşılanmaktadır. İran; karmaşık coğrafyası, köklü kurumları ve geleneksel olmayan caydırıcı gücü olan bir devlettir. Enerji piyasaları, bölgesel istikrar ve uluslararası düzen üzerindeki yansımaları derin ve geri dönülemez olacaktır. En tehlikeli sonuç ise, beklenmedik tırmanışlara müsait olan Orta Doğu bölgesinde, sınırlı bir darbenin sınırlı bir sonuç doğuracağına dair yapılacak yanlış değerlendirmedir. Tüm bağımsız analizler bu noktayı doğrulamaktadır. Geriye şu soru kalıyor: Washington ve Tahran'daki karar vericiler uzmanların uyarılarına kulak mı verecek, yoksa savaş birkaç gün veya hafta içinde mi başlayacak?

Son Haberler