Moskova'nın Suriye ile köklü diplomatik ilişkileri, Soğuk Savaş'tan günümüze uzanan süreçte stratejik bir derinlik kazanmıştır. Rusya, her dönemde Orta Doğu'daki güç dengelerini yakından takip etmiş ve Suriye üzerindeki etkisini farklı yöntemlerle sürdürmüştür. Bu uzun soluklu ilişki, hem bölgesel hem de küresel siyasetteki değişimlerin bir yansıması olarak öne çıkmaktadır.
Çarlık ve Bolşevik Dönemi: Sykes-Picot'tan Devrim Sonrasına Rusya'nın Orta Doğu İştahı
Rusya'nın Suriye ile olan bağları, modern dönemin başlangıcına kadar uzanmaktadır. Tarihte İngiliz-Fransız anlaşması olarak yanlış bilinen Sykes-Picot Antlaşması'nın 1916'da imzalanması sırasında Rusya da taraflardan biriydi. Bu antlaşmayla bölgenin sömürgeci güçler tarafından paylaşılmasına rıza gösteren Moskova, aynı zamanda Trakya ve Boğazlar gibi bölgeler üzerindeki kendi emperyal hedeflerini güvence altına almayı amaçlıyordu. Ancak 1917 Bolşevik Devrimi sonrasında anlaşmanın ifşa edilmesiyle Rusya, bu emellerine ulaşamadı. Yeni Sovyet yönetimi, Orta Doğu'daki emperyal paylaşımı engelleme konusunda da etkisiz kaldı ve Rusya, bu dönemde bölgedeki etkisini sınırlı tutmak zorunda kaldı.
Soğuk Savaş'ın Gölgesinde: Moskova'dan Şam'a İkili İlişkiler ve Stratejik İşbirliği
Soğuk Savaş yıllarında, Sykes-Picot Antlaşması uyarınca Suriye'nin Fransız nüfuz alanına bırakılmış olması, Sovyetlerin bu coğrafyadaki etkisini başlangıçta kısıtlıyordu. Ancak II. Dünya Savaşı'nın ardından Moskova'nın küresel sahnedeki gücünün artmasıyla, Doğu Avrupa'daki nüfuzunu Orta Doğu'ya da yaymaya başladı. Moskova ve Şam arasındaki diplomatik ilişkiler 1944'te kurulurken, 1946'da imzalanan anlaşma, ilişkilerin yasal çerçevesini çizdi. Ancak 1949 darbesi sonrası Suriye'deki siyasi istikrarsızlık ve hükümet değişiklikleri, ilişkilerin sürdürülmesini zorlaştırdı. Buna rağmen, Bağdat Paktı gibi Batı merkezli oluşumları tehdit olarak gören Sovyetler Birliği ile Arap milliyetçisi aktörler arasındaki pragmatik işbirliği, zamanla ideolojik bir boyut da kazandı.
Kremlin'in Orta Doğu Stratejisi: Anti-emperyalizm ve Sosyalist Etki Alanı
Kremlin'in Soğuk Savaş dönemindeki Orta Doğu politikası iki ana eksende şekillendi. Birincisi, bölgede Batı emperyalizmine karşı bir cephe oluşturarak ABD ve İngiltere'yi dengelemekti. İkincisi ise devrimci hareketleri destekleyerek, mümkünse öncelikle sosyalist bir etki alanı yaratmaktı. Bu bağlamda Orta Doğu, hem anti-emperyalist mücadelenin ideolojik sahnesi hem de ABD-SSCB jeopolitik rekabetinin sıcak cephesi olarak görülüyordu.
Ordu Vasıtasıyla Nüfuz: Darbeler Döneminde Sovyet Desteği
Suriye'de 1949'dan 1970'e kadar süren politik kaos ve darbeler dönemi, orduyu ülkenin en önemli siyasi aktörü haline getirdi. Bu süreçte Kremlin, Suriye ordusuna yaptığı büyük teknolojik ve konvansiyonel yatırımlarla hem ordunun modernleşmesini sağladı hem de doktriner düzeyde bir yeniden yapılandırmacı rol üstlendi. Suriye zırhlı birlikleri, hava kuvvetleri ve hava savunma sistemleri tamamen Sovyet standartlarına göre dizayn edilirken, bu teknik bağımlılık ilişkisi, Suriye subaylarının Moskova'da eğitim görmesiyle pekişti. Bu durum, ordu içinde Sovyet yanlısı, seküler-milliyetçi bir elit tabakanın oluşmasına zemin hazırladı. Henüz yirmili yaşlarının ortasında olan Hafız Esad, bu dönemde Moskova'da savaş uçağı eğitimi alan subaylar arasındaydı. Esad, 1970'teki "Düzeltme Hareketi" ile iktidarı ele geçirdikten sonra Sovyet askerî ve politik desteğini iç güvenliğin sigortası haline getirdi.
Baas İdeolojisi ve Sovyet Modeli: Kalkınma ve Bürokraside Etki
1963'ten itibaren Suriye'nin siyasi yaşamına damgasını vuran Baas ideolojisi ve yönetimi, Sovyet tarzı planlamayı kalkınmanın öncelikli ekseni olarak benimsedi. Sovyet yardımı sadece silah ve askerî destekle sınırlı kalmayıp, Tabka Barajı gibi devasa projelerle ve Sovyet kredileri ile mühendisliğiyle hayata geçirildi. Bu projeler, Sovyet tarzı "elektrik ve tarım devrimi"nin sembolü haline geldi. Orduda olduğu gibi sivil ve idari bürokraside de Sovyet şehirlerinde eğitim gören on binlerce Suriyeli bürokrat ve idareci, devlet yönetiminde Sovyet idari modelinin izlerini taşıdı.
"Kuşatılmışlık" Hissi ve Stratejik Müttefiklik: İsrail Faktörü
Suriye'nin Soğuk Savaş'ta Sovyetlerle yakınlaşmasındaki ana unsur, bölgede hem 1955 Bağdat Paktı hem de 1948'den itibaren İsrail'in yükselişiyle yaşadığı "kuşatılmışlık" hissidir. ABD destekli İsrail karşısında askerî bir denge kurma ihtiyacı, 1967 ve 1973 savaşlarında Moskova'nın acil lojistik desteğiyle telafi edilen ağır kayıplara yol açtı. Mısır'ın 1978'deki Camp David süreciyle Batı kampına geçmesi, Suriye'yi Moskova açısından vazgeçilmez bir stratejik müttefik haline getirdi. 1980'deki Dostluk ve İşbirliği Antlaşması, Suriye'yi resmen Sovyet savunma kampının şemsiyesi altına soktu ve Moskova'ya Doğu Akdeniz'de -bugün bile kullanılan- Tartus Deniz Üssü'nde kalıcı bir varlık sağladı.
1990'ların Türbülansı: "Yitik On Yıl" ve Yeni Dengeler
Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte askerî ve politik hamisini kaybeden Suriye, bu kaybı telafi edebilmek için 1990'larda oldukça pragmatik bir dış politika izlemeye başladı. Soğuk Savaş döneminde pek beklenmeyecek bir şekilde, Körfez Savaşı'nda ABD'nin Saddam Irak'ına karşı bölgedeki müttefiklerinden biri Hafız Esad Suriye'siydi. Yeltsin dönemindeki türbülanslı 1990'lar boyunca hem silah temininde hem de politik himaye açısından zorlanan ve seçenekleri azalan Şam, bu dönemde Körfez Savaşı desteğiyle ABD nezdinde kendine manevra alanı açmaya çalıştı. Esad, 1980-88 İran-Irak Savaşı'nda ise "düşman kardeşi" Saddam Hüseyin'e karşı İran'a destek vererek, Libya ile birlikte bu alanda tek Arap ülkesi olmuştu.
Gizli Kapasite Artışı: Biyolojik ve Kimyasal Silahlar
Suriye, 1990'larda kaybettiği askerî caydırıcılığı ve konvansiyonel rekabette yitirdiği pozisyonunu tahkim edebilmek için, maliyeti düşük ancak caydırıcılığı yüksek olan biyolojik ve kimyasal silah kapasitesini artırmaya yöneldi. Bu gizli stratejide en önemli destekçisi yine en büyük geleneksel müttefiki Kremlin oldu. Bu dönemde Suriye envanterine giren biyolojik ve kimyasal silah stokları, ilerleyen yıllarda Suriye İç Savaşı'nda da kullanılacaktır.
Kremlin'in "Yakın Çevre" Realizmi
Kremlin cephesinde ise 1990'lar, Batı ile kurulan "stratejik ortaklık" hayallerinin yerini sert bir "yakın çevre" realizmine bıraktığı, ekonomik krizler ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir geçiş dönemiydi. NATO'nun genişlemesi, Bosna savaşı ve Batı'dan beklenen kredilerin gelmemesi gibi faktörler, başlangıçtaki Atlantikçi dış politikayı, Sovyet nüfuz alanı ve gücüne öykünen neo-emperyalist söylemlere ve Avrasyacı eğilimlere yöneltti. Bu söylemin içinde Kremlin'in geri adım atmadığı ve ABD'ye karşı direnç oluşturduğu nüfuz ceplerinden biri, Suriye gibi stratejik noktalarda mevziini terk etmemesiydi.
Putin Dönemi: Süper Güçler Sahnesine Dönüş ve Suriye'nin Vazgeçilmezliği
Dmitri Trenin'in de belirttiği gibi, 1980'lerin sonlarında Moskova'nın Orta Doğu'dan çekilmesi, Sovyetler Birliği'nin süper güç statüsündeki gerilemesinin işaret fişeğini yakmıştı. Bugün Putin yönetiminde Rusya'nın Orta Doğu sahnesine yeniden dönüşü, ülkenin eski Sovyet coğrafyası dışındaki büyük güç konumunu bir kez daha tesis etme amacını taşımaktadır.
Borç Silme ve "Oyun Kurucu" Rolü: 2000'lerde Yeni Dönem
Bu geri dönüşün mimarı olan Putin, Suriye ile ilişkilerde iki kritik adım attı. Suriye'nin Sovyet döneminden kalan yüklü miktarda borcunun silinmesi, Kremlin'in bölgeye tüccar gibi değil, "oyun kurucu" olarak dönmek istediğinin bir işareti olarak yorumlandı. Benzer şekilde, ABD'nin 2003 Irak işgali sonrası Moskova ve Şam arasındaki kader birlikteliği daha da perçinlendi. Tartus'taki Rus üssünün modernizasyonu ve gelişmiş füze sistemlerinin ülkeye sevkiyatı, Suriye'yi Rusya'nın Akdeniz'deki stratejik ileri karakolu haline getirdi.
Esad'ın Mirası ve Rusya'nın Gelecek Vizyonu
Kremlin, bu ileri karakolu ABD'ye kaybetmemek için 2015'te Suriye İç Savaşı'na yoğun askerî destek vererek Beşşar Esad'ı koltuğunda tuttu. Her ne kadar Aralık 2024'te Ukrayna ile meşgul olması nedeniyle aynı desteği veremese de, Esad'ın yerine cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Ahmed el-Şara'nın Kremlin'de kabul görmesi ve Putin ile kameralar önünde sıcak pozlar vermesi, Rusya'nın Suriye'nin geçmişinde olduğu gibi geleceğinde de "bir şekilde" var olmaya devam edeceğinin bir göstergesi olarak okunabilir.